yaziFoto

Hamilelik ve Kış

Anne adayları, içinde bulunduğumuz soğuk kış mevsimi aylarında, karşılaşacakları soğuk algınlığı ve grip salgınları nedeniyle daha dikkatli olmalıdırlar.Kış mevsiminin, vitamin ve mineral kaynağı olan sebze ve meyvelerin çeşitliliği açısından zengin bir süreç olması, sağlıklı bir gebelik için şanstır.

Kış Aylarında Hamilelikte Dikkat Edilmesi Gerekenler;

  1. Kış mevsiminde naylon ve sentetik kumaşlardan oluşan giysiler zararlıdır. Gebeler genellikle pamuklu ve yünlü kıyafetleri tercih etmelidirler.
  2. Kış aylarında yağlı ve fast-food tarzı yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Bu durum bebeğin sağlığına zarar verdiği gibi aşırı kilo almaya da neden olur.
  3. Soğuk havayla birlikte tembelleşen bedeninizi, meditasyon, pilates ve açık havada yürüyüş yaparak aktif hale getirebilirsiniz.
  4. Kış mevsiminde gebeler, depresyona daha fazla yatkındır. Bu nedenle, temiz havada yürüyüş, seyahat, aile ve arkadaş ziyaretleri depresyona girmeyi engeller.
  5. Yaşanılan ortamı sık sık havalandırmak, gebelerin daha fazla temiz hava solumasını sağlar.
  6. Hamileler ayaklarını soğuktan koruyacak, duruşu destekleyecek, tabanı rahat ve kaymayan bir ayakkabı kullanmaya dikkat etmelidirler.
  7. Cilt kuruluğu ve ciltte oluşan çatlaklar, hamilelikte enfeksiyon riskini arttırır. Bu nedenle el ve yüz yıkanırken soğuk su yerine ılık su ile yıkanmalı ve nemlendirici kremler kullanılmalıdır.
  8. Burun akıntısı olan gebeler, boğaz ve akciğer enfeksiyonuna daha fazla yatkındır. Tuzlu su (okyanus suyu gibi) bazlı spreylerin kullanılmasında sakınca yoktur.
  9. Grip sezonunda 14. haftadan daha ileri olan anne adayları aşılanmalıdır. Gribe yakalanılırsa, yatak istirahati ve bol sıvı tüketimi yapılmalıdır.
  10. Yüksek ateş, boğazda ağrı, eklem ağrısı, geçmeyen öksürük durumlarında mutlaka doktora danışılmalıdır.

Devam...
yaziFoto

KALÇA EKLEMİ KİREÇLENMESİ

Kalça eklemi, ağırlığınızı taşıdığı için aşınma ve bozulmaya en sık uğrayan eklemlerdendir. Bu durum tıpta osteoartrit, günlük kullanımda kireçlenme olarak adlandırılır ve kalçanın en sık rastlanılan hastalığıdır. Tüm eklemlerde olduğu gibi kalça ekleminin hem topu hem de yuvası kıkırdakla kaplıdır. Kıkırdak yapı bu iki kemiğin birbiri üzerinde ağrısız ve minimal sürtünme ile kaymasını sağlar. Kalça eklemi kireçlenmesi çeşitli sebeplerle bu eklemi oluşturan kemiklerin üzerini kaplayan kıkırdağın aşınması ve alttaki kemiklerin deforme olmasıdır.

Kalça eklemi kireçlenmelerini temel olarak ikiye ayırabiliriz. Daha sık karşılaştığımız birinci grupta doğumsal yada sonradan oluşan yapısal bir bozukluk (kalça çıkığı, artrit, travma vb) nedeniyle zaman içinde kalça eklemindeki kıkırdakların aşınması sonucu ortaya çıkan kireçlenmeler yer alırken, ikinci grupta idiyopatik olarak adlandırdığımız sebebi belirlenemeyen kalça kireçlenmeleri yer alır.

Kalça eklemi kireçlenmesi, genelde 60 yaşından sonra görülse de özellikle doğumsal kalça çıkığı ve çocukluk çağında geçirilen kalça eklemi hastalıkları sonrasında çok erken yaşlarda da ortaya çıkabilir.

Kalça Kireçlenmesi Belirtileri

En önemli şikayet ağrıdır. Ağrı sızı tarzında ve tutulan eklemde hissedilir. Ağrı hastalığın başlangıç döneminde hareket ile artar ve istirahat ile azalır. Hastalık ilerledikçe ağrı basit günlük aktiviteler sırasında bile sorun olabilir. Daha ileri dönemlerde gece uyku düzenini bozan sürekli ağrı oluşabilir. Eklemin hareket kabiliyeti kısıtlanabilir. Ağrının şiddeti her zaman sabit değildir. Hiçbir nedene bağlı olmaksızın iyi ve kötü günler hatta aylar olabilir. Bazı hastalar bunu hava durumuna bağlar ya da daha çok fiziksel aktivite ile ilişkili olduğunu düşünür.

Tanı Nasıl Konur ?

Hastanın şikayetlerinin kalça ekleminden kaynaklanıp kaynaklanmadığı aslında iyi bir muayene ile anlaşılabilir. Ama kalça eklemi hastalıkları arasında ayırıcı tanı yapmak için genellikle röntgen filmi çektirilir. Bazı özel durumlarda manyetik rezonans (MR) ve bilgisayarlı tomografi incelemesi gerekebilir. Özellikle MR incelemesi ile kireçlenmeye ait eklem patolojileri henüz röntgen filminde ortaya çıkmadan tespit edilebilir.

Tedavi Yöntemleri :

Başlangıç döneminde ağrı kesiciler, kıkırdağı koruyan veya iyileşmesine etki edebilen destekleyici ilaçlar, kilo kontrolü veya hasta kilolu ise zayıflama, iş ve günlük yaşamın yeniden düzenlenmesi ve gerekirse fizik tedavi, ağrının ve hastalığın ilerlemesini kontrol etmede faydalı olmaktadır. İlerleyen dönemlerde bir baston veya koltuk değneği ile kalçaya gelen yükün azaltılması önerilmektedir.

Hastalığın ilerlediği dönemde kesin tedavi cerrahi yöntemlerle olmaktadır. Uyluk kemiğinin üst bölgesinde kemiğe yapılan kesilerle, açısal problemlerin düzeltilmesi ve kıkırdağın sağlam kısmının eklemi oluşturmasının sağlanması (femoral osteotomiler) eskiden beri uygulanan ve uygun hastalarda iyi sonuçlar veren cerrahi yöntemlerdir. Bu tip cerrahi girişimler hastaların protez ameliyatını öteleyebilmektedir.

Kalça eklemi kireçlenmesi veya kıkırdak dokusunun erimesinin tedavisinde, günümüzde en etkili ve yaygın yöntem kalça artroplasti ameliyatlarıdır. Bu öntemde bozulmuş olan kalça eklemi tümden çıkarılarak yerine yapay bir kalça eklemi takılır. Bu yapay eklem, leğen kemiğindeki yuvanın oyularak içine oturtulan metal kılıf, bu kılıfın içini döşeyen plastik veya seramik parça ile uyluk kemiği içine yerleştirilen bir metal sap ve sapın üzerine monte edilen metalik veya seramik bir topuzdan ibarettir. Yuvayı döşeyen ve topuzu oluşturan materyal metal-metal, metal-plastik, seramik-seramik olabilir. Seramik protezler dayanma süreleri uzun olduğundan genç hastalarda tercih edilir. Metal-metal protezler de dayanıklı ve mekanik olarak daha stabil protezlerdir. Ancak metal aşınmasına bağlı vücutta metal birikimine neden oldukları yönünde çok sayıda yayın vardır. Bazı gruplar ise bu metal birikiminin önemli olmadığını iddia etmektedir.

Eskiden protezler kemik çimentosu ile uygulanırken, günümüzde çimentosuz ve kemiğe tutunan protezler tercih edilmektedir. Kalça artroplasti ameliyatında genel kabul, ameliyatın 60-65 yaş üzerindeki hastalara yapılmasıdır. Bu tercihin nedeni zamanla protezin parçalarının aşınması veya emik içerisindeki protezin gevşemesine bağlı olarak tekrar ameliyat gereksiniminin doğmasıdır. Ancak bu kabul genç hastalarda protez ameliyatı yapılamayacağı anlamına gelmemektedir. Genç yaşta şiddetli kalça eklemi kireçlenmesi olan hastaların daha aktif ve normale yakın yaşamaları için bu ameliyat büyük yarar sağlamaktadır.

Kalça Protezi Ameliyatının Komplikasyonları

Protez ameliyatı ortopedinin en ciddi ameliyatlarından biridir. Ameliyat öncesi ve sonrasında uyulması gereken kurallar vardır, ameliyat sırasında da komplikasyonları önlemek için mümkün olan bütün önlemler alınmalıdır. Hastada mevcut olan ek hastalıklar varsa bunlar detaylı olarak değerlendirilerek, ameliyat için risk oluşturup oluşturmadıkları ve eğer risk oluşturuyorlarsa derecesi hastaya anlatılır. Hastalara ameliyatlarıyla ilgili bilgiler verilirken, ameliyatın riskleri de detaylı olarak anlatılır.

Protez ameliyatlarında görülme olasılığı olan komplikasyonları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Anestezi ile ilgili olanlar,
  • Ameliyat sırasında damar-sinir yaralanmaları,
  • Protezin yerleştirilmesi sırasında kemikte kırılma,
  • Fazla kan kaybı,
  • Ameliyat sonrasında protez çevresinde enfeksiyon gelişmesi,
  • Tromboemboli (bacak damarlarındaki pıhtının diğer organlara giderek buradaki damarları tıkaması), Ameliyat sonrası erken dönemde protezin gevşemesi.

Bu komplikasyonlara karşı ameliyat öncesi ve sonrası dönemde ameliyatı gerçekleştiren hekim ve anestezi uzmanı birlikte gereken önlemleri alırlar ve hastaya gereken koruyucu medikal tedaviyi yaparlar. Hastanın ameliyat sonrası dönemde erken ayağa kaldırılması ve günlük hayatına bir an önce döndürülmesi ile komplikasyonlar en aza indirilmiş olur.

Devam...
yaziFoto

DİZ EKLEMİNDE KİREÇLENME

Diz eklemi artrozu ya da halk arasında yaygın kullanılan adıyla diz eklemi kireçlenmesi, eklem yüzeyini kaplayan kıkırdağın aşınmasından kaynaklanan ilerleyici bir hastalıktır. Diz ekleminin osteoartriti, başka bir hastalığa bağlı olmadan yaşlanma süreci ile beraber görülebileceği gibi çeşitli romatizmal hastalıklar (romatoid artrit vb.), travma sonrasında eklem kıkırdağının bozulması (post travmatik artrit) ve eklemi oluşturan kemiklerde kemik içi hücrelerin çeşitli nedenlerle ölmesi neticesinde (osteonekroz) oluşabilir. Ailede eğer artroz varsa, ortaya çıkma olasılığı artmaktadır. Diz eklemindeki artroz daha çok kadınlarda görülmektedir.

Belirti ve Bulgular

Hastalarda en sık karşılaşılan yakınmalar, eklem ağrısı, takılma,sabah tutukluğu, zaman zaman dizde şişme ve yol yürümemesafesinde kısalmadır. Yakınmaların süresi genellikle uzun yıllara yayılmakla birlikte ağrı şiddetinde ani artışlar gözlenebilir. Hastaların büyük bir kısmı desteksiz sokağa çıkamadığını belirtmektedirler. Hastalık ilerledikçe ağrı kesiciler fayda sağlamamaya başlar, istirahatte dahi hastanın ağrıları devam eder.

Hastalığın tanısında, hastanın yakınmalarını dinlemek ve fizik muayene ile eklemin durumunu gözlemek önem taşır. Tanı koymada eklemin röntgen ile incelenmesi yeterlidir. Bazı özel hallerde Mr tetkiki yapılabilir.

Medikal Tedavi

Erken evrelerdeki osteoartrit hastalarında yaşam tarzı değişiklikleri, egzersiz, yük dağılımını kolaylaştıran baston kullanımı ve diğer yardımcı yöntemler kullanılabilir. Hastaların ideal kilolarına inmesi, dize binen yükleri azalttığından hem hastalığın ilerlemesini azaltır hem de uygulanan tedavi yöntemlerinin etkinliğini ve süresini arttırır.

İlaç olarak ağrı kesiciler ilk tercihlerdir. Parasetamol, aspirin gibi basit ağrı kesiciler başlangıçta son derece etkilidir. Romatizma ilaçları ( non- steroid antienflamatuar ilaçlar) iyi bir seçenektir ve bir çok aşamada hastanın ağrılarını kontrol eder. Yalnız bu ilaçların mide üzerindeki yan etkileri uzun süreli kullanımda sorun çıkarabilir.

Eklem koruyucu ilaç dışı besin takviyeleri (glokozamin ve kondroitin) erken evre osteoartritte kıkırdak bozulmasını yavaşlatmak amacıyla verilebilir.

Eklem içi enjeksiyonlar daha çok orta düzeyli osteoartritlerde akut atağının olmadığı ve ağrının kısmen kontrol altında olduğu durumlarda kullanılırlar.

Ameliyat ile Tedavi

Diz eklemindeki kireçlenmelerde, cerrahi tedavi seçenekleri a r t r o s k o p i k olarak bozulmuş olan kıkırdağın temizlenmesi ve eklem içindeki eklemi bozan sıvıların temizlenmesi ve eklemin yıkanması, diz ekleminde uyluk ve kaval kemiği arasında bir dizilim bozukluğu varsa kemiklerin yeniden şekillendirilmesi, yarım veya tam diz protezi ameliyatları ile bozulmuş olan kıkırdağın miktarına göre kıkırdak transferi şeklinde özetlenebilir. Yapılacak cerrahi tedavi metodu hastalığın evresine göre değişiklik gösterir.

Kemik Yönlendirme Ameliyatları (Osteotomi)

Genç ve dizin iç yarısının daraldığı dış yarısının ise sağlıklı olduğu durumlarda yapılır. Kaval kemiğinin diz eklemine yakın bölgesinde yapılacak açı değiştirme operasyonu ile bacağın yönü dışarı doğru değiştirilir. Böylece yürüme anında ağırlık içten dışa aktarılarak hastanın dizinin sağlam dış yarısını kullanması sağlanır. Bu operasyon sonrası hastaların büyük kısmında 5-10 yıl rahat bir yaşam sağlanabilmektedir.

Diz Protezi

Dizde diğer tedavi yöntemlerine cevap vermeyen kireçlenmeler diz protezi ile tedavi edilir. Protez ameliyatındaki amaç, hastanın ağrılarını gidermektir. Ağrısız olarak yürümesi, oturup kalkması, merdiven inip çıkması esas amaçlardır. Protez denince dizde eklem yapan üç kemiğin eklem yüzeylerinin kesilerek çıkarılması ve bu yüzeylerin metal ve plastik parçalar ile kaplanmasıdır. Diz ekleminde uygulanan eklem protezleri uzun yıllardır denenmiş ve başarılı sonuçlar alınmış malzemelerdir. Metal alaşımdan yapılırlar ve hemen hemen hiçbir zaman vücutta metal alerjisi gibi reaksiyonlara neden olmazlar. Ekleme yerleştirildikten sonra protezin ortalama ömrü 20-25 yıl veya üzerinde bir süre olmalıdır. Bu süre sonunda protez gevşeme sorunları ortaya çıkabilir ve bu gevşeme ağrıya neden olur ve hastada ağrı yakınmaları başlar, böyle bir durumda hasta tekrar ameliyat edilerek gevşemiş protez çıkarılır ve yerine yenisi yerleştirilir.

Diz Protezi Ameliyatının Komplikasyonları

Protez ameliyatı ortopedinin en ciddi ameliyatlarından biridir. Ameliyat öncesi ve sonrasında uyulması gereken kurallar vardır, ameliyat sırasında da komplikasyonları önlemek için mümkün olan bütün önlemler alınmalıdır.

Protez ameliyatlarında görülme olasılığı olan komplikasyonları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Anestezi ile ilgili olanlar,
  • Teknik olarak ameliyatla ilgili olanlar,
  • Ameliyat sonrasında protez çevresinde enfeksiyon elişmesi,
  • Tromboemboli (bacak damarlarındaki pıhtının diğer organlara giderek buradaki damarları tıkaması),
  • Ameliyat sonrası erken dönemde protezin gevşemesi.

Bu komplikasyonlara karşı ameliyat öncesi ve sonrası dönemde ameliyatı gerçekleştiren hekim ve anestezi uzmanı birlikte gereken önlemleri alırlar ve hastaya gereken koruyucu medikal tedaviyi yaparlar. Hastanın ameliyat sonrası dönemde erken ayağa kaldırılması ve günlük hayatına bir an önce döndürülmesi ile komplikasyonlar en aza indirilmiş olur. Bu komplikasyonların oranı uygun merkezlerde ve cerrahi tekniğine uygun yapıldığında ve gerekli önlemler alındığında oldukça azdır.

Devam...
yaziFoto

BEL AĞRILARI

Bel ağrısı en sık karşılaşılan ağrı nedenlerinin başında gelmektedir ve belimizdeki çeşitli anatomik yapılardan kaynaklanan farklı nedenlere bağlı olarak ortaya çıkar. Bel bölgesi omurganın alt bölümünü kapsar ve 5 adet omur, omurlar arasında disk adı verilen yapılar, kaslar ve yumuşak dokulardan (ligaman, kapsül) oluşmaktadır.

Bel ağrısı iş gücü ve maddi kayba yol açan önemli bir sağlık sorunudur. Dünya nüfusunun %70-80’i yaşamlarının herhangi bir döneminde bel ağrısı geçirirler. Bel ağrısı endüstriyi ve toplumu etkileyen maliyeti en yüksek sağlık sorunlarından biri olarak kabul edilmektedir. Bel ağrısı için tanımlanan birçok risk faktörü mesleksel ve psikolojik özellikler içerir. Çalışanın fiziksel gücü üzerinde veya uygunsuz bir pozisyonda çaba gerektiren fiziksel aktiviteler örneğin ağırlık kaldırma gibi, bel ağrısının önemli bir nedenidir. Birçok psişik rahatsızlıklar da bel ağrısı nedeni olabilir.

Bel Bölgesinin Yapısal Özellikleri

Bel omurgasının en önemli görevi vücut yükünü taşımaktır. Bu görevin yerine getirilmesi için sağlıklı omurlar ve disklerin yanı sıra güçlü kaslara da ihtiyaç vardır. Başta bel, karın, kalça olmak üzere bel çevresindeki tüm kasların güçlü olması bu bölgeye daha az yük binmesine ve daha az zorlanmaya yol açacaktır.

Bel bölgesi düz olmayıp arkaya bakan bir açıklığı bulunmaktadır. Bu oyuk, omurganın en çok çalışan bölümüdür. Çünkü en fazla yükü taşır ve en fazla hareketi yapar. Diskler, omurları birbirinden ayıran ve üzerine binen yükü emen yumuşak kıvamlı yastıkçıklardır. Her birinin çekirdek bölümü jel kıvamında olup, daha kalın liflerden oluşan bir dış halka ile sarılmıştır. Diskin çekirdeğinin içindeki sıvı, diskler üzerinde öne ve arkaya kaymasını, bu şekilde bel omurgasının eğilmesini ve hareket etmesini sağlar.

Bel ağrısı şikayeti olan hastaların çok büyük bir kısmında yukarda belirtilen yapılardan hangisi ya da hangilerinin ağrının nedeni olduğunu söylemek mümkün değildir. Çok az sayıda hastada disklerin yırtılması ile ortadaki çekirdeğin dışarı doğru fıtıklaşıp bası yapması (bel fıtığı) ya da omurlar arası eklemlerin kireçlenmesi sonucu sinirlerin ya da omurganın sıkışmasının bel ağrısına yol açtığı söylenebilir.

Bel Ağrısının Nedenleri Nelerdir?

Bel ağrılı olguların %90’ının nedeni mekaniktir. Bel ağrısı kaslar, bağlar gibi yumuşak dokuların zorlanması gibi basit ve geçici sebeplere bağlı olabileceği gibi, omurlar ve disklerin hastalıkları gibi daha önemli ve tedavi gerektiren nedenlerden de kaynaklanabilir.

Kötü duruş ve egzersiz eksikliği: Uzun süre aynı pozisyonda durmak beli zorlar ve zedelenmeye yatkın hale getirir.

Belin incinmesi, kas spazmı: Eğilmek, ağır bir yük kaldırmak, atlamak vs gibi aktivitelerde bel kaslarının veya destek dokuların aşırı gerilmesi veya kopması ile ortaya çıkar.

Bel fıtığı: Anormal yüklenme veya hareket sonucu her iki bel omuru arasındaki diskin yumuşak yapıda olan orta kısmının baskı sonucu şişip, sinir uçlarına baskı yapması sonucu ortaya çıkar. Şiddetli ağrıya ve hareket edememeye neden olmaktadır. Ağrı, bacağın ön kısmına veya tüm bacağa yayılarak siyatik şikayetine sebep olur. Özellikle öne doğru eğilme, ağrıyı arttırır. Genellikle yatak istirahati yeterlidir ancak sinir basısı uzun süre devam ederse bacakta duyu kaybı, his kusuru, reflekslerde azalma ve idrar şikayetleri ortaya çıkabilir.

Kireçlenme (Osteoartrit): Yaşlanmanın bir parçası olarak kaçınılmaz bir olaydır. Osteoartrit omurları, diskleri ve diğer yapıları değişik derecelerde etkileyerek omurilik kanalında daralmalar ve omurga yapılarında ağrı oluşturan irrite edici çıkıntılar oluşturabilir. Uzun yol yürümede bacaklarda ağrı, uyuşukluk şeklinde ortaya çıkar.

Gerilim ve günlük yaşantımızdaki stresler: Bunlar bel ağrısında önemli rol oynamaktadırlar. Ekonomik endişeler, aile baskısı ve yorgunluk belimizde spazmlara yol açan olaylara sebep olabilmektedir. Yaşantımızdaki stres faktörlerini kabul etmek, anlamak ve onları çözebilir hale getirmekle bel ağrıları ile daha iyi başa çıkılabilir ve sağlıklı bir bele sahip olabiliriz.

Omurlarda kayma (spondiloliztezis) yada şekil bozuklukları:Omurların birbiri üzerinden kayarak normal yapılarının bozulup, omurilik ve sinirlerin baskı altında kalması sonucu da bel ağrısı ortaya çıkabilir. Bu tür rahatsızlığı olanlarda hareketle, yürüme ile ağrı ve şiddeti artar. Ayrıca omurlardaki eğriliklerde de (skolyoz, kifoz vs) bel ağrısı sebebi olabilir.

Bel ağrılarının %90’ında ağrının gerçek sebebi saptanamamaktadır. Çok sık görülen ve sadece bel ağrısı olarak isimlendirebileceğimiz bu tür ağrılar hemen daima 4-8 hafta içinde kendiliğinden geriler. Bel ağrılarının çok küçük bir kısmı romatizmal hastalıklara, bazı enfeksiyon hastalıklarına, karın içindeki organların hastalıklarına ya da tümörlere bağlı olabilir. İleri tetkik ve tedavi gerektiren bel ağrısı nedenleri:

  • Ağrının şiddeti uzuyor ve şiddeti artıyorsa,
  • Bel ağrısına eşlik eden ve kısa zamanda gerilemeyen hatta artan sinir basısı bulguları varsa (Örn. Bacakta uyuşma, his kusuru, kas güçsüzlüğü, idrar kaçırma gibi.),
  • Ağrı günlük işleri yapmayı engelliyorsa,
  • Ağrı özellikle geceleri oluyorsa ya da sabah bel hareketlerinde tutukluk ile birlikte olan ağrı hareketle rahatlıyorsa,
  • Eşlik eden ateş, kilo kaybı, bel bölgesinde basmakla belirgin hassasiyet varsa,

Bel ağrısında tanının yeri çok önemlidir. İyi bir sorgulama, hastanın muayene edilmesi, gerekirse laboratuvar ve radyolojik tetkikler yapılmalıdır. Günümüzde bel bölgesini ayrıntılı olarak görüntüleyebilen bilgisayarlı tomografi (BT) ya da manyetik rezonans (MR) gibi inceleme yöntemleri bulunmasına karşın, bel ağrısı olan hastaların büyük çoğunluğunda erken dönemde bu tetkikleri istemenin bir yararı olmamakta, hatta yanıltıcı sonuçlar alınmaktadır.

Bel Ağrısı Tedavi Edilebilir mi?

Bel ağrısının nedeni ne olursa olsun bu ağrıyı hafifletmek ya da önlemek mümkündür. Bel ağrısı olan hastaların %50’den fazlası 1 haftada, %90’dan fazlası 8 haftada iyileşmektedir. Sadece %7- 10 kadarının şikayetleri 6 aydan daha uzun sürmektedir. Bel ağrısına yol açan nedenler belirlendikten sonra nedene yönelik girişimler dışında günlük yaşamda belin nasıl kullanılacağının öğrenilmesi tedavinin ve ileriye yönelik korumanın en önemli kısmını oluşturur. Ağrının şiddetli olduğu dönemlerde ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlar yarar sağlayabilirler. Zannedilenin aksine ağrı nedeni ile hareket kısıtlamak ve uzun süre istirahat etmek ağrının uzamasına neden olabilmektedir.

Bu nedenle 3 günü aşan istirahat önerilmemekte ve hastaların bir an önce aktif yaşama dönmeleri tercih edilmektedir. Bel ağrılarının çok sık tekrarlayabildiği göz önüne alındığında asıl tedaviyi belin doğru kullanılmasının öğrenilmesi ve düzenli egzersiz yapılması oluşturmaktadır. Ailevi ve mesleki mutsuzluğun, çok sık görülen bir bel ağrısı nedeni olduğu ve özellikle ağrının sürekliliğine yol açtığı da unutulmamalıdır.

Belin Doğru Kullanılması ve Güçlendirilmesi:Günlük yaşantıda uyuma, ayakta durma, oturma, eğilme gibi çok tekrarlanan hareketlerin doğru yapılması ve bunların alışkanlık haline getirilmesi bel bölgesini etkileyen zorlamaları büyük oranda azaltacaktır.

Kötü pozisyonda durmak bel oyuğunun normal açısını bozarak ağrıya yol açabilir. Öne eğilmek disklerin dış halkasına fazla basınç yaparken, geriye doğru beli esnetmek omurganın arkasında bulunan küçük eklemlerde yangıya ve ağrıya neden olur. Bu durum bel kaslarında “spazm” olarak adlandırılan aşırı gerginliğe yol açarak ağrının daha da artması ile sonuçlanır.

Bel çevresi kaslarının güçlendirilmesi ve bu kaslara esneklik kazandırılması bel oyuğunun normal açısının korunmasını, omurlar ve diskler üzerine binen vücut yükünün kaslara aktarılmasını sağlar.

Bel Ağrısının Önlenmesi

  • 1- Sırt kaslarının güçlü ve esnek olmasını sağlamak için düzenli egzersiz yapılması,
  • 2- Ağırlık kaldırırken doğru teknik uygulanması (bütün cisimleri vücuda yakın tutarak kaldırmak, bükülmekten, ileriye doğru eğilmekten ya da cismi kaldırırken uzanmaktan kaçınılması),
  • 3- Uygun vücut ağırlığının korunması ve sigara içilmemesi,
  • 4- Ayakta dururken veya otururken uygun pozisyonda olmaya özen gösterilmesi.

Devam...
yaziFoto

Gastrointestinal Sistem Cerrahisi

Gastrointestinal Sistem

Vücudun çiğneme, sindirim, emilim ve boşaltım olaylarının gerçekleştiği ağızdan anüse kadar olan bölümüdür. Sindirim kanalı, sindirime yardımcı ve ilişkili organları içerir. Sindirim kanalını oluşturan organlar şunlardır.

  • Ağız,
  • Farinks (yutak),
  • Özefagus(yemek borusu),
  • Mide,
  • İnce bağırsaklar,
  • Kalın bağırsaklar,
  • Rektum,
  • Anal kanal ve Anüs

Sindirim sisteminde sindirim kanalına dahil olmayan ancak sindirimle ilişkili yapılar da vardır. Bunlar

  • Dişler
  • Dudaklar
  • Çeneler
  • Tükrük bezleri
  • Pankreas
  • Karaciğer
  • Safra kesesidir.

Sindirim Sisteminin temel görevleri şunlardır

  • Çiğneme Yutma; yiyeceklerin daha küçük parçalara ayrılması, nemlendirilmesi ve ağızdan yemek borusuna gönderilmesi
  • Sindirim; büyük besin moleküllerinin sindirim kanalında mekanik ve kimyasal olarak daha küçük partiküllere ayrılması
  • Emilim; küçük besin moleküllerinin ince bağırsaklardan kana ve lenf dolaşımına geçmesi
  • Boşaltım: sindirilmemiş ve emilmemiş maddelerin vücuttan uzaklaştırılması

Gastrointestinal Cerrahi

Genel olarak sindirim sisteminin cerrahi olmayan hastalıkları dahiliye-gastroenteroloji bölümlerince tedavi edilir. Gastrointestinal sistem cerrahisi yemek borusu, mide, ince bağırsaklar, kalın bağırsaklar, anal kanal, anus, karaciğer, safra yolları ve pankreasın ameliyatla tedavi edilen hastalıklarının içerir ve genel cerrahi uzmanlık alanine girer. Bazı merkezlerde bu cerrahi üç alt bölüme ayrılabilmektedir.

1-Üst Gastrointestinal Cerrahi : Yemek borusu ve mide’nin cerrahi hastalıkları ile ilgilenen alt bölümdür. Temel hastalıkları

  • Yemek borusunun iyi-kötü huylu tümörleri
  • Yemek borusunun çalışma bozuklukları(Akalazya gibi)
  • Reflü hastalığı
  • Mide ülseri komplikasyonlarının tedavisi
  • Midenin iyi-kötü huylu tümörleri

2-Hepatobiliyer Cerrahi(Karaciğer-safra yolları cerrahisi) : Karaciğerin, safra yollarının ve pankeas bezinin cerrahi ile tedavi edilen hastalıklarını içerir. Temel cerrahi girişimleri

  • Karaciğer rezeksiyonları(bir bölümünün çıkarılması)
  • Kolesistektomi(safra kesesinin alınması), safra yollarının değişik nedenlerle(darlık, tumor..) cerrahisi
  • Pankreatikoduodenektomi(pankreas ve oniki parmak bağırsağının genellikle tumor nedeniyle çıkartılması).

3-Alt gastrointestinal sistem cerrahisi(kolorektal cerrahi): Kalın bağırsağın, anal kanalın cerrahi hastalıklarıyla ilgili alt bölümdür. Temel olarak

  • Kalın bağırsağın bir kısmının bazen tamamının tumor-darlık ya da inflamatuar bağırsak hastalıkları nedeniyle alınması
  • Anal kanalın hemoroid(basur), fissure(çatlak) ve fistül gibi hastalıklarının cerrahisini içerir.

Devam...
  1 2 3 4 5  ...